| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARE-Mail GrubuHABER ARA |
Sığırlık'ta öküz seçmeye giderdik!
Gece yarısı kalkarak öküz seçmenin, çift sürmenin, öküz katmanın, beraberce azıkları yemenin, suda yüzmenin, o güzelim çayır üzerinde kaydırgaş kaydırıp neşelenmenin insana verdiği haz anlatmakla bitmez.
Gece yarısı kalkarak öküz seçmenin, çift sürmenin, öküz katmanın, beraberce azıkları yemenin, suda yüzmenin, o güzelim çayır üzerinde kaydırgaş kaydırıp neşelenmenin insana verdiği haz anlatmakla bitmez. ![]()
Türkiye’de geçmişte tahıl üreticiliği uzun bir süre kara sabanla yapılırken daha sonra yerini pulluk denilen aletle öküz ve at koşmak aldı. Hacıbeyli kasabamızın tarım tarihi de ülkemizde olduğu gibi yıllar boyunca çeşitli değişimler geçirerek bugünlere ulaşmıştır.
Köyün sulak araziye sahip olması nedeniyle çiftçilik iyi gitmekteydi. 1950’li yıllarda yavaş yavaş meyveciliğe ilgi gösteren kasaba halkı bu dönemden sonra hızlı bir şekilde meyveciliğe yöneldi. Başta elma, kiraz, kayısı olmak üzere çeşitli meyveler yetiştirilmeye başlandı.
Bu dönemde verimli topraklarda sebze de yetiştirilmeye başlandı. Muazzam bir şekilde meyve ve sebze yetiştiriciliği hız kazandı. Hatta öyle bol bir meyve ve sebze hasılatı olmaya başladı ki civar köylerin sebze ve meyvesi köyümüzden karşılanmaya başladı.
1970’li yıllarda civar köylerin yeraltı suları çıkıncaya kadar böyle devam edip gitti. 1960-1975 yılları arasında altın yıllarını yaşayan elma yetiştiriciliği, ekin tarlalarını bile yok edecek seviyeye getirerek meyve yetiştiriciliğini doruk seviyesine ulaştırdı.
Daha sonra ziraat kuruluşları ile iş birliği yapılarak kaliteli meyveciliğe modern bir şekilde geçişler başladı ve hala bu şekilde devam etmektedir. Siz sayın okuyucularımıza bu dönemlerde yaşadığım bazı köy hatıralarımı da anlatmadan geçemeyeceğim.
Hacıbeyli 1950’li yıllarda çok sulak bir köydü. Tabi ki suyun kaynağı Dündarlı Kasabasıdır. Dündarlı’dan çıkan tatlı ve soğuk su hem Dündarlı’yı hem de Hacıbeyli vadisini suya doyururdu. Dahası Kayseri Yeşilhisar Sultan Sazlığı’nın bile su ihtiyacını karşılardı. O dönemlerde köyümüzde yaşanan çok güzel bir olayı anı olarak anlatmak istiyorum.
Herkesin öküzü kendine! Köyümüzdeki ilginç aynı zamanda da neşeli olan öküz seçme işinden kısaca bahsedelim. Köyün gençleri gündüz öküz çobanı ile görüşerek, hangi muhitte öküzlerin otlayacağını sorarlar, o da örneğin; “Topak Taş’ta ya da Tevliyet’te ben o saatte orda olurum” der.
O saatte dediği de şafak vakti saat 03.00 ile 04.00 arası olan zamandır. Köyün gençleri saat 02.00’de kalkarak diğer gençleri de kaldırıp hep beraber köyün Sığırlık denilen mevkiinde toplanarak öküz seçmeye giderler. Tabi ki yaya olarak gidilir.
Gidilecek mesafe yaklaşık bir saat gibi bir zaman alır. Bu yolculuk anında uykulu insanların uykusunu açmak için çeşitli türküler ve bazı maytaplıklar yapılır, hep neşe içinde öküz çobanının tarif ettiği yere varılır.
Herkes kendi öküzünü seçer yani ayırır. Bu sırada çobandan ikinci randevu alınır. Çift sürümünden sonra öküzler tekrar çobana teslim edilir ki ertesi güne kadar çoban öküzleri otlatır. Öküzlerini alan gençler tarlalarının yolunu tutar. Bu sırada evden hareket eden büyükler yani çift sürecekler eşeklerine azıklarını alarak tarlaya gelirler ve güneş doğmadan önce mutlaka çifti sürmeye başlarlar.
Bu sırada öküz seçme işini yapan genç iki saat kadar uyur sonra kalkarak beraberce bir yemek yenir. Hem de bir dinlenme yapılmış olur. Tekrar çift sürme başlar ve saat ikiye kadar devam eder. Bundan sonra tekrar öküzler çobanın bulunduğu yere getirilerek çobana teslim edilir.
İşte bundan sonra tatlı olaylar başlar. Dedik ya su bol, meyve bol burada. Analar tarafından konulan azıklar hep beraberce arkadaşlar arasında yenilir. Daha sonra o sıcağın vermiş olduğu yorgunluğu suda yüzerek atarlar. Ama su o kadar temiz ve berrak olurdu ki anlatamam. Aynı zamanda içerisinde bulunan balıklarla yüzmek, onları seyretmek insana ayrı bir zevk ve tat verir ki, anlatılmaz yaşanır. Daha sonra söğüt ağacından çocuk bileği kalınlığında dallar kesilerek çayır üzerinde kaydırgaş denilen bir nevi oyun oynanır ki en uzun kim kaydırırsa o günün kahramanı olur.
Gece yarısı kalkarak öküz seçmenin, çift sürmenin, öküz katmanın, beraberce azıkları yemenin, suda yüzmenin, o güzelim çayır üzerinde kaydırgaş kaydırıp neşelenmenin insana verdiği haz anlatmakla bitmez.
Belki o günleri o gün için yorucu, ıstırap verici olarak nitelendirebiliriz. Gerçekten de öyleydi. Bir genç için uykunun ne olduğunu anlamamak mümkün değil.
İşte biz o günlerden geçerek bu günlere geldik. Belki bu yazım size anlamlı bir anıyı, geçmişten geleceğe uzanan bir köprüyü hatırlatır.
Bize ise o günlerin zorluğuna, meşakkatine nasıl katlandığımızı, hangi merhaleleri aşarak bu günlere geldiğimizi hatırlatır. Hepimize geçmişimizi unutmamamız ve bugünkü rahatlığımızın kıymetini bilmemiz gerektiğini ifade ederken hayata da dört elle sarılmamızı anlatır.
Emekli İmam Hatip Mehmet Kızılkaya, Hacıbeyli Dergisinde yazdı. EDİTÖRÜN NOTU: Bu yazı Fatih Kızılkaya’nın yıllarını verdiği, çok kaliteli bir işçilikle yayına hazırladığı “Hacıbeyli” adlı dergide yayınlanmıştır. Bu yazıyı 225 güzel insan okumuştur.
|
HABERİNİZ OLSUN!
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı
saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||